SAYFALAR
Menüler
Arama
Tanıtım Kuşağı 

MİMAR CANER
ANA SAYFA >> BASINDAN

BASINDAN 


Eylül/2006 –Sektörel Photoshop Dergisi Röportajı


Caner Ataseven - Mimar


 


·         Bize kısaca kendinizden ve aldığınız eğitimlerden bahseder misiniz ?


·         1976 Isparta doğumluyum. Afyon Anadolu Lisesi eğitiminden sonra İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fak. Fizik bölümünde üniversite eğitimine başladım. 1 sene okuduktan sonra fiziğin bana göre olmadığını fark ettim ve aslında istediğim ve ruhuma hitap eden mesleğin mimarlık olduğunu fark ettim ve yeniden sınava girip yeni açılmış olan Süleyman Demirel Üniversitesi Mimarlık bölümünü kazandım.  Aldığım yüksek puanla daha popüler üniversitelerde mimarlık okuyabilmeme rağmen İstanbul’da bir memur çocuğunun okuma zorluğunu görmem ve memleketim olan, aynı zamanda daha rahat eğitim görülebilecek küçük bir şehir olduğunu düşündüğüm Isparta’da okumayı tercih ettim. 2000 yılında SDܒden mezun olup iş hayatına atıldım.


·         Mimarlık mesleğini seçmenize neden olan şey neydi? Bu bilinçli bir tercih miydi ?


·         Evet, kesinlikle bilinçli bir tercih olduğunu söyleyebilirim, çünkü çok düşündüm, başkalarının etkisi olmadan ya da mesleklerin popüleritesini ve iş bulma, okuma zorluklarını göz ardı ederek böyle bir tercih yaptım. Hatta İstanbul üniversitesinde çok farklı bir bölümde okumak için kendimi zorladım bile diyebilirim, fakat aklımın her zaman mimarlıkta olduğunu, kesinlikle mimar olmak istediğimi ve böyle huzurlu olabileceğimi hissettim. Tabi bunda doğuştan gelen ressamlık yeteneğim ve ilgimin neden olduğunu da söyleyebilirim. Mimarlık biraz aykırı bir daldır, sıra dışı, kural dışı insanların mimarlığı tercih ettiğine piyasada da şahit olabilirsiniz. Ben de kendimi karakter olarak buna yatkın buluyorum doğrusu.


·         Bize yapmış olduğunuz çalışmalardan biraz söz eder misiniz ? Size göre en önemlileri hangileriydi ?


·         Henüz üniversite son sınıftayken teoriyle pratiğin ne kadar farklı olduğunu fark ettiğimden son sınıfta-1999 yılı- Isparta Belediyesi İmar Md.’de partime çalışmaya başladım. Belediyedeki 2,5 yıllık çalışmamın mesleki kariyerime 4 senelik mimarlık eğitiminden daha faydalı olduğunu söyleyebilirim. O yıllarda Isparta’nın  en büyük projelerini hazırlayıp imza atarak Isparta’yı örnek bir şehir haline getirdiğimizi söyleyebilirim. Tabi bunda mimar olan ve aynı zamanda üniversitede hocam olan Belediye Başkanı’nın emeği çoktur. Özellikle eskiden Isparta’nın kangreni olan ve proje yarışmasında birincilik kazanan 75bin m2 lik Isparta’nın en büyük ve en modern projesi olan Çarşamba pazarı projesi çalıştığım en önemli projelerdendir. Askerlik nedeyinle belediyedeki işime ara verdim, ardından döndüğümde gözümü daha yüksek hedeflere dikip Isparta’yı aşmam gerektiğine inandım. Gelen bir teklifle Rusya’nın Sibirya bölgesi Omsk şehrine gittim. -50 derecede şehrin en büyük ve yeni eğlence, kumarhane, disko, restoran kompleksinin dekorasyon ve dış cephe projelerini hazırladım. İzne geldiğimde Dubai’den bir iş teklifi geldi. Şu anda mimarlığın dünya başkenti olan ve mimarların rüya şehri olan Dubai’de dünyanın en büyük müteahhitlik firması olan Turner(ABD) ile çalışmak çok zevkliydi. Özellikle yaptığımız dünyanın 7 yıldızlı 2.oteli ve aynı zamanda dünya kongre merkezi ve saray olan dünyanın en pahalı projesi ünvanına sahip olan bu proje özgeçmişime eklediğim en büyük projedir. Proje tamamlanınca artık yurtdışında çalışmamaya karar verdim ve Türkiye’ye izne geldim fakat uluslarası projeleri ve çalışma şartlarını gördükten sonra Türkiye beni cezp etmedi. Yurtdışı tekliflerine hep sıcak baktım. Ardından Rusya’nın Kafkasya bölgesinin en büyük şehri olan Stavropol’de Rusya’nın en büyük bankası olan devlet bankası Siberbank Kafkasya genel merkezi projesinde şantiye şefi olarak çalıştım. Bu iş ofisten şantiyeye atladığım iştir. Şantiyeyi bilmeyen mimar bence yarım mimardır. Bu binayı da teslim ettikten sonra Ukrayna’nın Antalya’sı Yalta şehrinde ülkenin en büyük turistik tesisleri, otelleri, konutları, villaları projelerini yönetmek üzere proje müdürü olarak çalıştım. İş bitimine yakın Türkiye’nin en büyük 2. ve dünyanın en büyük ilk 50 inşaat şirketinden biri olan Gama Holding’ten aldığım tekliften gurur duyarak yeni bir işe atıldım ve halen bu firmayla Rusya’nın Moskova şehrinde proje müdürü olarak çalışmaktayım.  


·         Mesleğiniz gereği sürekli ülkeler arasında seyahat ediyorsunuz. Bir çok ülkenin mimarisini görüp gözlemleyebilmek size birçok artılar katıyordur. Neden Türkiye’de çalışmak yerinde uluslararası firmalarda çalışıyorsunuz ?


·         Aslında yukarıdaki maddede bunu biraz açıklamaya çalışmıştım. Bence bizim meslekte Türkiye’de çalışmak işin kolayını ve rahatını seçmektir. İnsanın kendi ülkesinde çalışmasının iş hayatı ve yaşam şartlarında birçok artısı vardır, fakat yurtdışı risktir, fedakarlıktır, sonu olmayan çukurdur, çalışma şartları çok ağırdır ve en kötüsü Türkiye’ye döndüğünüzde artık bir yabancısınızdır, artık kendi vatanınınız size yabancı gelir, kendinizi soyutlanmış hissedersiniz. Bir çevreniz yoktur, piyasa şartları, maliyet ve malzeme fiyatları, kullanılan malzeme, işçilik, mimarlık teknolojisi, yapım teknikleri çok farklı gelecektir insana. Bugün dünyanın dört bir tarafında, adını bile duymadığımız ülkelerde binlerce türk inşaat firması, yüzbinlerce türk işçisi, mimarı, mühendisi çalışmakta ve Türkiye’yi temsil ederek ülkenin gururu olmaktadır. Fakat Türk medyasında bu başarı haberleri televolelik haberlerden sonra en son sırada 30 saniyelik bir haber olarak bile geçmemektedir. Türk insanının günümüzde gurur duyabileceği fakat haberinin dahi olmadığı  nadir başarılardan bazılarında çok az da olsa emeğimin olduğunu bilmek beni çok mutlu ediyor. 


·         Bir işi aldıktan sonraki çalışma sürecinizi anlatır mısınız? Hangi aşamalardan geçiyor ve son halini alıyor ?


·         Mimarlık çok çeşitli dallara ayrılmıştır. Sanırım sizin öğrenmek istediğiniz ofis süreci. Bir iş bağlanmadan önce müşteriye birkaç varyasyon halinde  etüd projeleri hazırlanıp sunulur, müşteriyle bu tarzlardan birinde  hemfikir olunursa müşteriyi bu işi yapmaya ikna etmek için binanın ya da interior design’ın bitmiş halini kafasında 3 boyutlu canlandırabilmesi için bilgisayar teknolojisi yardımıyla 3 boyutlu perspektif prezantasyonları sunulur.  Özellikle photoshop teknolojisi bu aşamada devreye girmektedir, photoshop gerçekçiliği artırmak, meslektaşlar arasındaki tabirle sabunlamak, binanın halihazırdaki çevre düzeni içine veya  şehirdeki konumuna yerleştirerek bittiğinde nasıl görüneceğini kestirebilmek açısında biz mimarlar için vazgeçilmez bir yardımcıdır. Bu günümüzde gerek müşterinin gözünü boyamak, gerek insanlarda ilerde hayal kırıklığı yaratmamak, gerekse ustaların inşaa sürecinde ne yaptıklarını ve nereye varacaklarını bilmeleri açısından çok önemlidir. Bu aşamadan sonra sıfır hataya yakın, eksiksiz ve çok detaylı birebir uygulama projeleri çizilir, önce belediyeye götürülüp İmar Md.de teknik şartnamelere uygunluğuna bakılır, proje geri dönerse eksiklikler, hatalar düzeltilir. Belediyede onaylandıktan sonra Mimarlar odasında gerekli işlemler yapılıp yerine göre şantiye şefi ya da müteahhite verilir ve şantiyede uygulamasına geçilir. Tabiî ki bu sırada bu mimari projenin statik projesi, mekanik projesi, elektrik projesi, zemin etüdü, topoğrafın projesi hazırlanmalıdır.  Tabiî ki yapım aşamasında da tüm gelişmelerden o projenin mimarı sorumludur. Depremlerden sonra çıkan son kanunlarla projenin bir numaralı amiri ve sorumlusu mimar olarak tayin edilmiştir.


·         Bize biraz çalışma ortamınızdan söz eder misiniz ? Nasıl bir ortamda, hangi şartlarda çalışmaktan hoşlanıyorsunuz?


·         Şu anda şantiye ortamında çalışmaktayım. Sorumlu olduğum birkaç şantiye ve bir kamp mevcut. Genelde sürekli bunları dolaşmakla vaktim geçiyor. Bugüne kadarki çalışma hayatımda teknik ofiste çalışmıştım fakat şu anda diyebilirimki tercihim şantiyeden yana. Ofis ortamı cok monoton, oysa şantiye çok hareketli ve sürprizlerle dolu, zorluğunu sorarsanız tabiî ki şantiye daha zor ve yorucu. Özellikle teknik problemlerden çok insan ilişkileri, insan idare etmek en zoru.


·          Dünya çapında bugün genel kabul gören yaklaşımlar nelerdir ?


·         Ben bir yaklaşımın hiçbir dönemde 2x2=4 olarak kabul gördüğüne ve göreceğine inanmıyorum. Mimarlık sanat gibi göreceli ve soyut bir kavramdır, insan ruhuna, zevkine hitap eder ve bu da kişiden kişiye değişkenlik gösterir.  Bence mimari kısaca arayıştır, sonsuz bir arayış, varyasyon sonsuzdur. Ama şu anda istatistik olarak bir çoğunluğu sorarsanız, maalesef ama maalesef, başta Türkiye olmak üzere dünyanın çoğu bölgesinde piyasa mimarlığı-ekonomik değerlerin ön plana çıktığı mimarlık- yaklaşımı ağır basmaktadır. Ve bu çok üzücüdür.


·         Bir mimar olarak kişisel tarzınızdan söz edermisiniz ? Beğendiğiniz mimari yaklaşımlar, tarzlar nelerdir ?


·         Şahsen bir tarz sahibi olduğumu iddaa edebilmek için çok erken olduğunu düşünüyorum. Tarz tutturabilmek çok zor ve iddaalı bir olaydır bence. Ama beğendiğim tarzlar olarak söyleyebilirim. Ben klasikten yana değilim, postmodern ya da piyasa mimarisinden de hoşlanmıyorum. Son yıllarda ortaya çıkan dekonstrüktivizm adında bir akım öğrencilik yıllarında da, şimdi de çok ilgimi çekmektedir. Bunun sanattaki karşılığının sürrealizme yakın olduğunu düşünüyorum. Belki de Salvador Dali’yi sevmem bundandır. Son dönem Japon mimarisi de bu alanda iddaalıdır.


·         Bir mimar olarak mesleğinizle ilgili öngörüleriniz nelerdir ? Gelecekte neler göreceğiz ?


·         Mimarlık dünyadır, medeniyettir, insanlık medeniyetinin gelişimi  denince akla önce şehirleşme, binalarda modernleşme akla gelir. Dolayısıyla mimarlığın gelişmesi direkt olarak dünyanın ve insanların gelişmesiyle doğru orantılıdır. Şöyle örnek verebilirim, şu anda dünyadaki gelişmelerin geleceği çok parlak görünmüyor, eğer dünya yeni bir savaşa sürüklenirse akabinde kıtlık, açlık, global fakirlik ve barınma sorunlarında tasarruf tedbirleri doğacaktır. Bu da tabi prefabrikasyon gibi daha pratik ve ucuz, fakat mimaride basitleşmeye yol açan gelişmelere neden olacaktır. Belkide çocukluğumuzdan beri Hollywood bilim-kurgu filimlerinde izlediğimiz o uzay zamanı ultra modern, 300 katlı akıllı binalarla dolu, arabaların havada uçarak yol aldığı şehirler sadece bir hayal ve fanteziden ibaret olacaktır. Umarım olmaz…


·         Bugün teknolojik gelişmeler, mimarlıkta neler sağlıyor; düşünce, hareket kabiliyetinde artıları nelerdir ? Örnek verebilir misiniz ?


·         Teknolojik gelişmeler bence zaman ve insangücü sarfiyatını azaltmaktadır, 3 boyutlu düşünme ve geleceği hayal etme açısından da faydası inkar edilemez. Fakat şuna inanıyorum: Bin yıl geçse de bilgisayar tasarım yapamaz. Tasarım insana özgüdür, beyin ürünüdür. Şu anda teknolojide 50 yıl önce hayal bile edilemeyen bir noktayı yaşıyoruz fakat günümüzün bu şaşalı mimarları hala 500 yıl önceki ilkel şartlarda çalışan üstad Sinan’ın eserlerini taklit bile etmekten acizdir, binlerce yıl önce tasarlanan piramitleri ise ağzı açık seyretmektedirler. Bunun yanında bilgisayarın mesleğimize faydalarını yadsımak doğru değildir. Tonla kırtasiye zahmetini ve masrafını azaltmıştır. Diğer teknolojinin getirdiği yeni makineler, araçlar, alet edevatlarda 1 yılda yapılabilecek inşaatların süresini 4-5 aya düşürmüştür.  Nerde o kovayla beton dökülen günler, nerde şimdiki dev pompalar, mikserler….


·         Ülkemizde ve dünyada başarılı bulduğunuz mimarlar ve mimari çalışmalar hangileridir?
Ülkemizdeki mimarlardan Behruz Çinici ile uluslar arası başarıları ile gurur duymaktayım. Özellikle TBMM camii projesi ilgi çekicidir. Bunun yanında Cengiz Bektaş’ın Mersin şehrindeki yıllar önce yaptığı 52 katlı Türkiye’nin en yüksek gökdeleni zamanının şartlarına meydan okuyan bir yapıdır. Türk mimarlar şu anda tüm dünya mimarlık camiasında kendilerini ispatlamışlardır ve aldıkları ödüller bunun delilleridir. Fakat ne yazıktır ki mimarlık hiçbir magazin değeri taşımadığı için halkımızın bu gurur verici gelişmelerden haberi olmamaktadır.  Dünyada ise birçok kesimin anlayamadığı, çok aykırı bulduğu fakat evlerinde aldıkları ödülleri koyacak yeri kalmayan bazı -tabiri caizse uçuk- mimarlara hayranım. Peter Eisenman,  çok az tanınmış bayan mimarın bulunduğu ortamda alanında bir numara olmuş Iraklı Zaha Hadid,  Bilbao Müzesi projesiyle yüzyılın binası ünvanı kazanan Frank O. Gary, Japon deha Kenzo Tange en çok ilgimi çeken ve takip ettiğim mimarlardır.


 


·         Mimarlıkta Türkiye hangi noktada sizce ? Yurt dışı ile kıyaslarsak nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?


 


·         Aslında bu sorunun cevabına yukarıda da değinmiştir. Türkiye uluslar arası mimarlık camiasında mimarlar bazında bu dalda en iyiler olan Alman ve Japon mimarlarla yarışmaktadır, ama ülkemizdeki mimarlığa bakarsak maalesef çok geride olduğumuzu belirtmek zorundayım. En büyük ve depreme karşı en riskli şehrimizin %75 inin kaçak(mimar imzası olmayan) olduğunu hepimiz biliyoruz. Tabiî ki ülkemiz mimarlık açısından batılı ülkelerle kıyaslanamaz, mimarlık ekonomiyle doğru orantılıdır, buna en iyi örnekte Dubai şehridir. Petrolün bulunmasından sonra 20 yıl içinde çölde birkaç bedevi ailesinin yaşadığı bir kasaba şu anda dünyanın en modern şehirlerinden biri olmuştur.


·         Hayalini kurduğunuz ve “Bunu yapsam muhteşem olurdu” dediğiniz bir proje var mı?


·         Aslında dünyanın en yüksek gökdelenini dikmeyi çok isterdimJ  Ya da en azından hiçbir ekonomik kaygı olmadan, hiçbir işveren,müşteri, belediye baskısı olmadan, özgürce, tümüyle kendi arzum ve tasarımıma göre bir bina yapmak isterdim.


·         Şimdiye kadar tasarladığınız eserler içinde sizin “gözdeniz” hangisi?


·         Şu ana kadar genelde ekip çalışmasıyla eserler ortaya çıkardık. Ama şahsen kendimin tasarladığı projelerden gözdem ilk göz ağrım yani ilk tasarladığım ve uygulanan projedir. ilk iş tecrübem olan Isparta Belediyesinde çalışırken Isparta şehir merkezinde sıra dükkanlar projesi tasarlayıp uygulamıştım. Küçük bir yapı fakat
Isparta için yenilik sayılabilecek tarzda bir projeydi.


·         Mesleki kariyerinizde, sizin tasarım anlayışınızı etkileyen, şekillendiren gelişmeler oldu mu? Olduysa nelerdir?


·         Tabiî ki oldu, her görülen, duyulan, okunan, yaşanan olay birer tekamüldür. Özellikle Dubai’de Amerikan şirketiyle çalıştığım dönemde gördüklerim ve gözlemlerim mesleki görüşümü, anlayışımı oldukça etkilemiştir. Batılı tabir ettiğimiz İngiliz ve Amerikalı mimarların çalışma tekniklerini, prensipleri, ciddiyeti, sistematik iş anlayışını gözlemleme ve bunlardan bir şeyler kapma imkanım olmuştur.


·         Mesleğinizle ilgili takip ettiğiniz fuarlar ya da etkinlikler var mı?
Genelde yurtdışında çalıştığımdan ötürü bu tür fuarları takip etme imkanım maalesef olamıyor. Ama öğrencilik yıllarında bu fuarları kaçırmamaya çalışıyordum. Her yıl olan yapı fuarları mesleki gelişim ve güncelliği yakalama açısından bence çok gereklidir.


·         İşinizin en zevkli, en zor ve en sıkıcı tarafları nelerdir?


·         İşimin en zevkli kısmı mesleğimi sevmem diyebilirim.  Sanırım az insan çalışırken “tam istediğim meslek, şanslıyım” diyordur. Tasarım çok zevk aldığım bir olay, insana özgü yaratıcılık, ortada bişey yokken bir eser ortaya çıkarmak ve yıllarca insanların bu eseri görmesi ve onu yaşaması…Bence bunlar çok zevkli olaylar. İşimin sıkıcı tarafları ise, mimarlığın çok zor ve yorucu bir meslek olması. Özellikle insan ilişkileri çok yorar.


·         Projelerinizin hangi aşamasında bilgisayar devreye giriyor? Ve ilk bilgisayarınız neydi?


·         Projelerimizin başından sonuna kadar artık bilgisayar işin içinde. Elle çizim olayı yıllar önce kalktı, sağolsun 3 boyutlu bilgisayar programları maket derdini de unutturdu. İlk bilgisayarımın işlemcisi Pentium 166 idi, ram 16, harddisk 2,1GB J


·         Photoshop'u çalışmalarınızın hangi aşamasında kullanıyorsunuz?


·         Photoshop bence mükemmel bir program ve bir mimar için olmazsa olmaz bir gereklilik. Günümüzde artık iş ilanlarına bakarsanız çoğunda kullanılan “photoshop bilen mimar” kalıbıdır. Artık en küçük bir mimari ofis bile kendini müşteriye tasarladığı binanın bitmiş halini göstermekle yükümlü hissetmektedir. Zaten müşteri de artık bilinçlidir ve bunu beklemektedir. Autocad’deki 2 boyutlu tasarım, akabinde 3dsMax gibi programlarla modellemeden sonra photoshop devreye girmektedir. 3dsMax’ten aldığımız render resmini photoshopa atıp gerekli renk ve görsellik rötuşlarını yapıp, ot,böcek vs ekleyerek gerçekçiliğini arttırmaktayız, daha doğrusu sabunlamaktayız. J


·         Ne zamandan beri kullanıyorsunuz, ilk kullandığınız versiyon hangisiydi?


·         Yaklaşık 7 yıldır kullanıyorum, tam net hatırlayamıyorum ama sanırım photoshop 4,0 idi.


·         En çok, hangi özelliklerini kullanmaktan keyif alıyorsunuz?


·         Liquify, clone stamp, pattern stamp, image adjustment ayarları, resim ekleme, çıkarma, kesme, photoshop CS gelişmiş yazı opsiyonları, crop…


·         Projelerinizi hazırlarken, başka hangi programları kullanıyorsunuz?


·         Autocad 2006, 3dsMax, Archicad, Artlantis, çeşitli paket programlar ve Office XP desteği.


·         Mimar olmak isteyen gençlere ne tavsiyeler verirsiniz?


·         Öncelikle bu işi gerçekten sevmeleri lazım, sevmeden bu mesleğin zorluklarına katlanmak zordur. Aksi taktirde bölüm değiştirmelerini tavsiye ederimJ Dost acı söyler ama gerçekten şunu söyleyebilirim ki, üniversite yıllarım hayatımın en zor yılları idi, günlük 4 saat uykuyla okulu bitirdim. Mimar olmak isteyen arkadaşlar üniversitenin iş hayatına yönelik fazla bir şey vermediğini, sürekli kendilerini geliştirmeye çalışmaları gerektiğini unutmamalıdırlar. Özellikle –tabirimi bağışlayın- tam anlamıyla bilgisayar manyağı olmaları lazım. Ve Türkiye’ye kapanıp kalmak başını kuma sokmuş devekuşuna benzer, tüm dünya onu takip eder ama onun dünyadan haberi yoktur. İkinci bir unsur ise dildir, bunun ne kadar gerekli olduğunu, dili olmayan bir insanın kaale alınmadığını, bizim insanımız dışında her ülkeden mimarın en az 3 dil bildiğini üzülerek yurtdışı iş tecrübelerimde gözlemledim.


·         Son olarak Photoshop Magazin okurlarına ve tasarımcılara mesajınız var mı?


·         Ben tüm sanat dallarındaki arkadaşları yakın meslektaşlar olarak görüyorum, hepimiz birer tarımcıyız. Mimarlık yarı sanat yarı bilimdir. Üniversite yıllarımı hatırlarım, en iyi anlaştığım insanlar, beni en iyi anlayanlar, hatta ev arkadaşlarım güzel sanatlar fakültesindendi. Grafiker, ressam gibi.. bunun dışında biz sanatçıların toplum tarafından pek anlaşılamadığı, yadırgandığı hatta soyutlandığı söylenebilir. Ama önemli olan insanın kendini ve yaptığı işi bilmesi. Tabi ülkemizde bizlere verilen değer bizleri halen üzmektedir.


            Ukrayna ve Rusya’da her sene aydın çevrelerce Mimar Sinan’ın ölüm yıldönümü anılır ve burada daha ilk sınıflarda okuyan küçük bir çocuğa bile sorsan dünyanın en büyük mimarı Türk Mimar Sinan’dır der. Son olarak buradan üstadıma seslenmek istiyorum:


          Bosna ve Ortadoğu’da eserlerin bombalanırken sessiz kaldığımız için, eserlerini taklit etmeyi bile beceremediğimiz için, senin dünya şehri yaptığın İstanbul’u bugün gecekondu şehri yaptığımız için, sen kağıt kalemsiz 8.dereceden katlı integrali kafadan çözerken, biz bugün çağın gereksinimi bilgisayarı hakkıyla kullanamadığımız için, tüm dünya seni anarken biz seni layıkıyla tanıyamadığımız için, SEN MİMAR OLARAK ADINI TÜM DÜNYAYA DUYURMUŞKEN, BİZLER BUGÜN ÜLKEMİZDE DAHİ SÖZ SAHİBİ OLAMADIĞIMIZ İÇİN, SENDEN ÖZÜR DİLİYORUZ. Ruhun şad olsun…


 



Sayfalar Dizin

Son güncelleme: 28.3.2008 | Sayfa Gösterimi: 5477